. Zira insan Allah’ın dokunan eli gibiydi..!

Ben İstanbul Bostancı’da yaşıyorum. Bostancı sahile yakın cıvıl cıvıl bir mekandır. Pazar günü evden biraz geç çıkmıştım. Hava biraz soğuktu ama icimden yürümek geldi. Yolumun uzerinde bir su kanalı vardı. Tam oradan geçiyordum; bir baktım Martılar neredeyse bitmek üzere olan kanalın suları içerisinde yiyecek arıyorlar. Onları seyretmeye başladım. Bir yandan da gülüyordum. Ortada balık falan yoktu. Aslında cılız bir şekilde akan pis bir sudan baska hiç bir şey de yoktu. Ama martılar sanki her yer yiyecek doluymuş gibi neşeyle ciğlıklar atıyordu. Bir de üstelik görünmez yiyecekleri diğerleriyle paylaşmak istemezcesine birbirleriyle didişiyorlardı.

Kendi kendime düşünmeye başladım. Bu martılar ne bekliyor. Bu sevinç ve savaş çığlıkları nedir. Açlıktan mı bağırıyorlar. Yoksa bir yerlere seslerini duyurmak mı istiyorlar. Oysa ki ortada yiyecek falan da yoktu. Acaba onlar Allah’a mı sesleniyorlardı. Allah’ın onları duyduğunu biliyorlar mıydı. Neden bu kadar kendilerinden emim bir şekilde yiyecek varmış gibi davranıyorlardı.

Sonra içimden ekmek almak ve onlara vermek geldi. Hemen karşıdaki Tansaş’tan ekmek aldım. Martılara verecektim. Bir yandan da doğanın akışına müdahale mi ediyorum ne? Yoksa onlara acımış mıydım. Biliyordum ki; acıyarak yapılan bir davranış sağlıklı bir davranış olamazdı. Çünkü her şey olması gerektiği şekilde, olması gerektiği anda oluyordu. Hem tüm canlıları yaratan bir yaratıcı vardı. Onun varlıklarına acımak onun büyüklüğünü küçümsemek değil miydi? İçimdeki acıma duygusundan kurtuldum.Sonra acaba dedim; ben şimdi bu hayvanlara iyilik mi yapıyorum. Yoksa ben bir iyilik meleği miyim? Ben şimdi onlara iyilik yaparsam, başkaları da benim ihtiyacım olduğu zaman bana iyilik yaparlar mıydı?. Bu duygu hiç hoşuma gitmedi. Çünkü bu duygunun içinde pazarlık vardı. Oysa Allah için yapılan hiç bir şeyin içinde pazarlık olmamalıydı.

Tam yolun üstündeydim. Sanki herkes bana bakıyordu. Acaba içlerinden beim için ne kadar yardımsever bir insandır diye geçiriyorlar mıydı. Beni takdir ediyorlar mıydı. Yoksa ben kendimi dışıma sevimli göstermek, iyilik meleğini oynamak çabası içerisinde miydim. Gösteriş ve onaylanma derdinde miydim. Hayır Hayır bunlar bana ait duygular olamazdi. Ben bu anlamları içimde bitireli çok olmuştu. Bunlar olsa olsa bu benim yeni bir deneyimimdi. Ben cevabımı bulmuştum;

Allah Martıların yiyeceğini onlara benim elimle veriyordu..! . Zira insan Allah’ın dokunan eli gibiydi..! İnsan özünde yaratıcının cevherini taşıyordu. Yaratıcı kainatında icraatını insan vasıtasıyla yapıyordu. Hem sanki Martıları ortada olmayan bir yiyeceğin neşesiyle orada bekleten kendisi değil miydi? Hem sanki beni oraya götüren de kendisi değil miydi..?

17 Şubat-2010/İstanbul

Bilgehan

About thesunrise133

öğrenci ,öğretmen, araştırmacı, kaşif, Cennet bizim içinde olacağımız bir yer değil, bizim içimizde olan bir yerdir..
Bu yazı halife içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to . Zira insan Allah’ın dokunan eli gibiydi..!

  1. thesunrise133 dedi ki:

    ~♥ takdir bütüne dair tecelli etsede,, cümle oluşlar TEK bir kişiye hizmet eder; evren içre evren(ler)de..
    ikinci biri beniMi ya yüceltir ya incitir; ben müsade ettiğimce.. velhasır her iki oluşda yine BENim içindir…
    _______aslOLan kişinin KENDİdir çünkü..
    ve BENden (Ondan) başkası YOKtur çünkü.. illâ Nok Ta ♥~

  2. thesunrise133 dedi ki:

    Söylesene ey DÜNYA!…
    Senin yükünle bizimki bir olur mu?
    Sana insan,
    bize ise dağların bile kaldıramadığı KUR’AN indi…
    Senin sırtında bir dünyanın,
    bizim sırtımızda iki dünyanın yükü var…
    Senin sorumluluğun insana..
    bizim sorumluluğumuz ise Yüce ALLAH’adır…
    Sende çöp varken …
    bizde ise günah yükü vardır…
    Ey dünya sen belirlenmiş yörüngenden geçersin,
    biz kıldan ince Sırat’tan nasıl geçeriz…?

  3. thesunrise133 dedi ki:

    Hayatta en kıymetli hediye “ zamandır ” kime armağan ettiğine dikkat et !

  4. thesunrise133 dedi ki:

    “Ayrı olanlar, “dünyanın hastalıkları” olarak inandıkları şeyler için birçok “tedaviler” icat ettiler. Ama tek yapmadıkları, bu sorunun gerçekliğini sorgulamaktır. Ancak, sorun gerçek olmadığından onun etkileri tedavi edilemez. Bugünün ana düşüncesi tüm bu aptallığı ebediyen sonlandırma gücüne sahiptir. Ve bu inanç, ciddi ve trajik şekiller almasına rağmen, aptallıktır.”
    Mucizeler Kursu, Ders 41 –

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s