Çünkü arifin lisanı ilahi edep üzerinedir.

.2014
İstanbul Cerrah Mehmet Paşa Camii
Hasan GÜLER Hoca’nın Cuma Salâtı öncesi vaazından notlar

İslam’ın bize bayram saydığı bir günde, bu günün en kıymetli bir işini cemaat olarak yaşamak üzere Allah zikri ve Kuran sofrasındayız.
Kuran sofrası Allah sofrasıdır.
Kuran’dan payımız nispetinde cennet rızkıyla rızıklanıyoruz demektir. Onun için Hz. Rasulullah:
-Kuran ehli Allah’ın ailesidir, Kuran ehli Allah ehlidir!.. buyurmuştur.
Yalnız bu Kuran kendisinin anlaşılması için bazı şartlar getirdi. Hatta bazen Kuran konusunda mesleği bu olan ilahiyatçılar, tefsir hocaları (Allah hepsinden razı olsun) Kuran’ın derinlikli manasını çözemiyor. Kuran’ın derûni manalarını her idrak anlayamıyor. Evliya gibi anlayamıyoruz..!
Sır Arapçada olsa, Arapların anlamaları lazım.
Mesela Arap milletinden olan kardeşlerimizin bazıları Vahhabi’dir.
Nedir Vahhabi?
Evliyalara şirk nazarıyla bakan, İmam Rabbani, İbn-i Arabî gibi büyük zatlara kâfir diyen bir zihniyet.

Kuran’ın hiçbir ayetinde;
‘Bu Kuran’ı anlamanız için Arapça öğrenmek zorundasınız!..’ tabiri yoktur;
‘Arapça bilmiyorsanız anlamazsınız!..’ diye bir ibare yoktur.
Ama elbette Arapça olarak anlamak isteyen bu dili öğrenip anlamaya çalışır.
O nedenle medrese ilminde bu işin hakikatinden önce öğrenilen tüm kitaplara ilim kitabı denmez, alet kitabı denir.
Aslında Kuran’dan başkasına ilim kitabı denmez.
Çünkü ilim Allah’ındır.
Resul ve nebinin vahyine dayalı olan ilimdir.
Arapça lisanı denen bir Arapça korunmuştur.
Normal Arapça bilenler; ‘bu söz ne diyor?’u okur anlar.

Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri çok kıymetlidir. Ancak dili zor geliyor bize. Hoca takımı bile bunu anlamıyor, sadeleştiriyor. Ancak bugünün Türkçesine yakınlaştırma yapılıyor.
50 sene önceki Türkçeyi anlamak için bugün sadeleştirmeye ihtiyaç duyuyoruz.
Ama Kuran’ın bereketi olarak herhangi bir Arap bundan 15 asır önceki şiiri vesaireyi alıp tetkik edebiliyor.
Kuran’ın bereketi sayesinde Arapça gelişmiştir.
O yüzden bizim medrese ilminde Kuran’ı anlamak için önceden yapılan tüm tedrisat çalışmaların ismi alettir, alet kitabıdır.
Diğer kitaplara ilim kitabı denmez.
Çünkü ilim Allah’ındır.
O’nu anlamak için yazılmış eserlere alet kitabı denir. Direkt ilim denmez.

Kuran kendinin anlaşılması için Arapça bilmelisiniz şartı koşmaz. Doğal olarak isteyen onu öğrenir. Bir taraftan “Kuran anlamanız için kolaylaştırılmıştır” ibaresi de var. Bununla birlikte kendisini yetiştirmiş bazı kimseler, ilahiyat tahsili yapmış akademisyenler de şöyle derler.
‘Kuran apaçık. Bunu anlamayacak ne var?’
Tefsir yaparlar. Çoğu birbirinden farklı olur. Vatandaş da;
“Hangisine inanalım? Falan böyle diyor, filan böyle diyor” diye soruyor.

Hani apaçıktı?
Hani Arapça bilmeyle anlaşılıyordu?
Niye ihtilaf var o zaman?

Tasavvufa karşı çıkanlar; Mevlana’ya, Abdülkadir Geylani’ye, Arabî’ye karşı çıkıyorlar ama bunlar da ayrı ayrı fikirleri savunuyorlar ve dalaletle, küfürle tenkit ediyorlar.
Anlamadıklarını anlamamaları küfürdür.
Ayetten örnek veriyor, bu da gerçeği anlayamadıkları gerçeklerle örtme çalışmasıdır. Bu karşı çıkanların kendi içinde de bir ittifakı yok zaten.
Tasavvuf ehli içinde ise ana konularda asla ihtilaf olmaz!
Sadece belli konularda; “Onun müşahedesi budur, bunun müşahedesi budur” derler hürmetle. Neden?
Çünkü arifin lisanı ilahi edep üzerinedir.

Bakara Sûresi 259. âyette Üzeyir as’a atfedilen bir konu vardır:
259-) Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ `uruşiha* kale enna yuhyiy hazihillâhu ba`de mevtiha* feematehullâhu miete `amin sümme beaseh* kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba`da yevm* kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh* venzur ila hımarike ve li nec`aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmâ* felemma tebeyyene lehu kale a`lemü ennAllâhe alâ külli şey`in Kadiyr;

259-) Şöyle birinin (haberini almadın mı)? Bir yerleşim alanına uğramıştı ki binaların üstü altına gelmiş, insanları helâk olmuş, “Allâh şurayı bu ölüm sonrasında nasıl diriltir” diye düşünmüştü. Allâh onu orada öldürmüş ve yüz sene sonra diriltmişti. “Ne kadar kaldın” dedi… O da: “Bir gün veya birazı kadar” cevabını verdi. Allâh buyurdu: “Hayır, yüz sene geçti üzerinden… İşte bak yiyecek içeceğine, hiç bozulmamış, ama eşeğine bak (nasıl çürüyüp sırf kemikleri kalmış!) Seni insanlar için bir işaret – ibret kılalım diye (yaptık bunu)… Kemiklere bak nasıl onları kaldırıp üzerlerine et giydiriyoruz.” Bu suretle iş açıkça belli olunca şöyle dedi: “Biliyorum, kesinlikle Allâh her şeye Kaadir`dir!”

O’na;
“Ölüm halinde ne kadar kaldın?..” diye sorulduğunda:
“Bir gün veya ona yakın!..” diye cevap veriyor.
Allah;
“Yüz sene kaldın.” buyuruyor.
Olayda hitap; ‘sen yalan söylüyorsun’ şeklinde değil; ‘Yanılıyorsun, hata ettin’ de demiyor.
Sadece doğrusunu söylüyor.
Zaten muhatap ehil ise doğruyu söylemen yeterlidir.
Bu nedenle resul – nebi ahlakı da budur.

Nuh as’a:
‘Sen delalettesin’ dedikleri zaman:
“BEN DELÂLETTE DEĞİLİM!..” diyor!
“Hayır, sizsiniz o delalette olan..” demiyor!

Ana konu Kuran.
Tasavvuf ehli olsun olmasın, filan mezhep olsun olmasın.
Hadisi kabul etsin etmesin.
Bu ümmetin tamamının ihmal edemeyeceği ve HER ZÜMRENİN EVET DEDİĞİ bir kitap Kuran.
Ve kendisinin anlaşılması için şart getirmiş:
ARINMAYANLAR EL SÜRMESİN hükmünü getirmiş.

Vâkı’a Sûresi (56):
79-) Lâ yemessuHU illel mutahherun;

79-) Ona (Bilgiye), (şirk pisliğinden – hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!

Lâ yemessuHU illel mutahherun;
“Bu kitabı kerim, şerefli olan, arınmayanların kendisine dokunamayacağı bir kitaptır. Şerefli manadır!”
Acaba bu arınma için sadece fiziksel, suyla abdest almak yeter mi?
Elbette ki bedenimiz de arı olacak.
Efendimiz;
“Dişlerinizi misvaklayın çünkü orası Kuran yoludur” diyor mesela.
Diş temizliğinin, oradaki sanki akupunktur yapar gibi yüklemenin Kuran yolu olan beyindeki bazı bölgelere olan yansımaları şu an bilimin tespit etmediği ve edeceği bir husustur.

Bu Kuran’ın manalarını anlayacak olan biziz, gözümüz, kaşımız değil.
Kalbimiz, şuurumuz, beynimiz, bilincimizi ak etmesi lazım.
Oranın arınması lazım.

Bir insan düşünün kırk senesini alet ilimlerine vermiş diyelim. Alet ilimlerinin adetlerini yutmuş fakat Kuran’ın; “Şunu yapmazsan bana dokunamazsın!..” dediği şeyi yapmamış.
İşte o kimse Kuran’a daha dokunamamıştır.

Mevlana naklettiği şu olayda bir zattan bahseder.
Arapça bilmez, alet ilmi bilmez ama şirk temizliğini, şuur temizliğini, kalp temizliğini, nefis tezkiyesini yapmış, arınmış.
Artık kelimeler arzından (esfeliynden) mana semasına (yüceliğine) uruc etmiş.
Böyle bir zattan bahsediyor. Bu zata o devrin hocaları, âlimleri, alet ilimlerini öğrenmiş kişiler giderlermiş. O zat da onlara;
“Şu ayetin Arapçısını söyleyin ben de size manasını söyleyeyim” dermiş.

Kuran’da bize: “Biz onu hak olarak inzal ettik” deniyor.

Zümer Sûresi (39):
2-) İnna enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı fa`budillahe muhlisan lehüd diyn;
2-) Muhakkak ki biz sana O BİLGİyi Hak olarak (hakikatin olan Esmâ boyutundan açığa çıkardık) inzâl ettik! O hâlde Din`i, (varlıktaki sistem ve düzenin mutlak hâkimi – hükümranı olarak) Allâh`a kulluğunun farkındalığıyla yaşa!

Bu Kuran’ın hakikati Haktır.
İnzal eden Haktır.
Dayandığı şey haktır.
Ve o hak olarak inmiştir.
El’an Haktır.
Yani size inmesinde “Hak”lığından hiç bir şey eksilmemiş.
Kelam mucizesi!

Diyelim ki Musa as’ın mucizesi nedir; asasıdır.
Taşa vuruyor, su fışkırıyor. Onun asası mucize idi. O asa nasıl farklı, nasıl suları yarıyor?
Nasıl Firavun’un boğulacağı denizi açıyor, selamet yolunu açıyor.
Bu kelam da, mucize anlatımı, mucize harfleri, şifreleri, mucize okuyanı marifeti ile o asa mucizesi veya İsa as’ın körü iyi etmesi gibi okuyanın zihnini açar.
Ayetle sabit. Ama alet ilimleriyle değil.
Arınmayanların dokunamayacağı şerefli bir kitap.

Zümer Sûresi (39):
65-) Ve lekad uhıye ileyke ve ilelleziyne min kablik* lein eşrekte leyahbetanne amelüke ve letekûnenne minel hasiriyn;
65-) Yemin ederim ki, sana ve senden öncekilere de şu vahyolundu: “Kesinlikle, eğer şirk koşarsan, mutlaka yaptıkların boşa gidecek; muhakkak hüsrana uğrayanlardan olacaksın!”

Şirk koşarsan bütün amelin boşa gider ayeti ne demektir?
Sadece ahirete dönük değildir bu.
Ahirette eli boş olacak demek değil sadece.
Şirke çalışırsa beyni, onun hiçbir düşüncesi hakikate ulaşmaz, bilgileri tefekkürleri boşa gider demektir.
Bir noktaya gelip netice hâsıl etmez.

Onun için Kuran kendisini anlatırken tekrar tekrar “bir ilim üzere tafsil ettiğimiz kitap” diye anlatır.

Fussilet Sûresi (41):
3-) Kitabun fussılet ayatuhu Kur`ânen `Arabiyyen likavmin ya`lemun;
3-) Anlayabilen bir toplum için, Arapça bir Kur`ân olarak işaretleri tafsil edilmiş “Bilgi”dir!

İlimsiz tahsil edilmez Kuran.

Allah bize temizlik, arınmışlık halini nasip eylesin!..

Bu Kuran’ı, bu ilim üzere tafsil edilmiş kitabı, bu ilimle tahsil etmeyi; bunun anahtarı olan Bismillah ile o “B”nin teknesinde yıkanmış, arınmış olarak o hakikat yaşamı idraki ile okumayı ve hidayetine ermeyi nasip eylesin!..

Âmin!.

About thesunrise133

öğrenci ,öğretmen, araştırmacı, kaşif, Cennet bizim içinde olacağımız bir yer değil, bizim içimizde olan bir yerdir..
Bu yazı kutlu, yaşamı içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Çünkü arifin lisanı ilahi edep üzerinedir.

  1. thesunrise133 dedi ki:

    DOST’tan Dosta- İnsan ezbercilikten ve taklitçilikten çıkmadan, “düşünerek” yaşayamaz!.

  2. thesunrise133 dedi ki:

    Bir kadına her şeyi de ama asla sevmediği birini savunma.

  3. thesunrise133 dedi ki:

    Aşk dediğin ne kadın güzelliğinde saklı.
    Ne erkek cemâlinde aşikâr.
    Aşk dediğin seni var edende var ..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s